Azerbaycan’da başörtüsü yasağına yönelik eleştiriler gündeme geldiğinde, bazı çevrelerden hemen aynı tepki yükseliyor: “Bizim içişlerimize karışamazsınız!”
Peki, sormak gerekmez mi?
Bir ülkede insanların inançları, kıyafet tercihleri ve temel hakları hakkında söz söylemek, her durumda o ülkenin içişlerine müdahale midir? İnsan hakları konusunda eleştiri yapmakla bir ülkenin egemenliğine müdahale etmek aynı şey midir?
Elbette her ülkenin egemenliğine ve kendi hukuk düzenine saygı gösterilmelidir. Ancak bu ilke, kamuoyunun her konuda susması gerektiği anlamına da gelmez. Temel haklar ve özgürlükler söz konusu olduğunda eleştiri yapmak, demokratik tartışmanın doğal bir parçasıdır.
Asıl mesele, bu hassasiyetin herkese aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığıdır.
Azerbaycan’daki bir uygulamayı eleştirenlere “İçişlerimize karışmayın” denilirken, Türkiye’de yaşanan gelişmeler karşısında neden aynı hassasiyetin gösterilmediğini de sormak gerekiyor.
Oğuz Saral’ın görevden alınması konusunda gündeme getirilen “Görevden alın talimatı yerine getiriliyor” iddiası da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Eğer gerçekten bir görevden alma işlemi, hukuki ve idari gerekçeler yerine dışarıdan gelen bir talimat doğrultusunda gerçekleştiriliyorsa, burada cevaplanması gereken ciddi sorular vardır.
Talimatı kim verdi? Kararı kim aldı? Karar hangi hukuki ve idari gerekçelere dayanıyor?
Bunlar, herhangi bir kişiyi peşinen suçlamak için değil, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşması için sorulması gereken sorulardır.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir kişinin görevden alınmasıyla ilgili talimat iddiasının bulunması, tek başına dış müdahalenin kanıtı değildir. İddianın kaynağı, varsa belgeler ve kararın gerekçesi ortaya konulmalıdır.
Yine de şu soru ortada duruyor: Başka bir ülkedeki uygulamaları eleştirmeyi içişlerine müdahale sayanlar, Türkiye’de bir görevden alma kararının dışarıdan yönlendirildiği iddiasına neden aynı ölçüde duyarlı olmasın?
Uluslararası ilişkilerde karşılıklı saygı, yalnızca işimize geldiğinde hatırlayacağımız bir ilke değildir. Azerbaycan’ın egemenliğine saygı gösterilmesini savunanlar, Türkiye’nin egemenliği konusunda da aynı ilkeyi savunmalıdır.
Aynı şekilde Türkiye’deki gelişmeleri eleştirenlerin de başka ülkelerin vatandaşlarının hakları ve özgürlükleri hakkında görüş bildirme hakkı bulunduğunu kabul etmesi gerekir.
Çünkü eleştiri başka şeydir, müdahale başka şey.
Bir uygulamayı yanlış bulmak, o ülkenin yönetimine talimat vermek anlamına gelmez. Buna karşılık, bir kararın dışarıdan gelen talimatla alındığı iddiası doğruysa, mesele yalnızca eleştiri olmaktan çıkar; karar alma süreçlerinin bağımsızlığı tartışmaya açılır.
Bu nedenle tartışmayı sloganlarla değil, somut bilgilerle yürütmek gerekir.
Azerbaycan’daki başörtüsü uygulamasını eleştirenlere “İçişlerimize karışmayın” demek mümkün olabilir. Ancak aynı anlayışın Türkiye için de geçerli olması gerekir.
Oğuz Saral’ın görevden alınmasıyla ilgili “Talimat yerine getiriliyor” iddiası doğruysa, bu talimatın kaynağı ve kararın dayanağı açıklığa kavuşturulmalıdır. İddia doğru değilse, kamuoyu bunu da somut açıklamalarla öğrenmelidir.
Bizim itirazımız bir ülkeye, bir millete ya da bir topluma değil; çifte standarda ve açıklığa kavuşturulması gereken iddiaların cevapsız bırakılmasınadır.
Başkasının içişlerine müdahaleye karşı çıkarken kendi içişlerimiz konusunda da aynı hassasiyeti göstermek zorundayız.
Çünkü egemenlik, yalnızca başkalarına hatırlatılacak bir hak değil; herkes için geçerli olması gereken bir ilkedir.
Ve kamuoyunun sormaya hakkı var:
Başkalarına “İçişlerimize karışmayın” diyenler, Türkiye’nin içişlerine müdahale edildiği iddiaları karşısında neden aynı soruyu sormasın?










