SUYUN HESABI MI, HESABIN SUYU MU?
Her ay sonu evimize gelen faturalar artık sadece sayılardan ibaret değil. Onlar bize, yaşamanın maliyetini anlatan birer belge. Hele ki bir su faturası, bugünlerde neredeyse elektrikle yarışıyorsa... Durup düşünmenin vakti çoktan gelmiş demektir.
Geçtiğimiz gün elime ulaşan fatura, 20 metreküp su için 433 TL. Evet, yanlış okumadınız. Sadece 20 metreküp su... Ne bir havuz doldurduk, ne de bahçede tarım yaptık. Sadece 4 kişilik bir hanede günlük yaşamı sürdürdük. Temizlik, banyo, bulaşık, çamaşır, yemek... Her şey olması gerektiği gibi.
Ama öyle görünüyor ki, olması gerektiği gibi yaşamak bile lüks haline gelmiş.
SASKİ’nin uyguladığı kademeli tarifede 17 metreküpe kadar olan kullanım "uygun fiyatlı" kabul ediliyor. 18. metreküpten itibaren ise fiyatlar adeta roket gibi fırlıyor. Bu sistem, “az kullan ödül al, biraz fazla kullan cezayı öde” mantığına dayanıyor.
Peki sormak gerekmez mi?
17 metreküp kim için yeterli?
Yalnız yaşayan biri için belki... Ama 3-4 kişilik bir aile için değil.
Bu durumda yapılması gereken belli: İlk kademe sınırı acilen en az 25 metreküpe çıkarılmalı. Çünkü suyun tasarrufu kadar, adil faturalandırması da önemlidir.
Su, bir lüks değil, yaşam hakkıdır. Hele ki bir belediye hizmeti olan suyun bu kadar yüksek tarifelerle sunulması, sosyal devlet ilkesine de aykırıdır.
Kademeli tarife bir çözüm olabilir, evet. Ama bu tarifenin alt basamağı dar tutulursa, çözüm değil sorun üretir.
Bugün birçoğumuz, evde bir kere fazla duş alırsak, bulaşığı elde yıkarsak ya da bahçeyi sulamak zorunda kalırsak... Fatura korkusuyla yaşıyoruz.
Bu korku su tasarrufu sağlamıyor, geçim korkusunu derinleştiriyor.
Yetkililerden beklentimiz büyük ama basit:
Bu su hepimizin. Bu hayat hepimizin. Hesabını yaparken insanı unutmamak gerek.













