TEŞEKKÜR ÖNCE ALLAH’A EDİLMELİDİR
Bir belediye bir yol yapınca, bir park açılınca, bir tesis hizmete girince hemen şu cümleler dolaşıma sokuluyor:
“Başkan yaptı…”,
“Başkan kazandırdı…”,
“Başkan ilçeye çağ atlattı…”
Durun bir dakika.
Teşekkür edilecekse, önce Allah’a edilmelidir.
Çünkü ortada ne şahsi bir servet vardır ne de kişisel bir mucize.
Belediyelerin yaptığı hiçbir hizmet, başkanın cebinden çıkmamıştır. O yollar milletin vergisiyle yapılır, o parklar halkın parasıyla kurulur, o binalar kamu bütçesiyle yükselir. Belediye başkanı ise bu sürecin sahibi değil, emanetçisidir.
İnancımıza göre nimet de imkân da kudret de Allah’tandır. Aklı veren O’dur, sağlığı veren O’dur, imkânı veren O’dur. Yer altındaki suyu da, yer üstündeki taşı da yaratan O’dur. Eğer Allah dileseydi ne kaynak olurdu ne imkân ne de hizmet.
Bu gerçeği yok sayıp başarıyı bütünüyle bir kişiye bağlamak, o kişiye iyilik değil kötülüktür. Çünkü bu dil, insanı gurura ve kibre sürükler. Oysa Peygamber Efendimiz (sav) açıkça uyarmıştır:
“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez.”
Elbette yöneticilere teşekkür edilir. Elbette gayret gösteren takdir edilir. Zaten bizler de biliyoruz ki “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş olmaz.”
Ama sıralama önemlidir.
Önce Allah’a şükür,
sonra vesile olan kula teşekkür.
Bu denge bozulduğunda iş tehlikeli bir yere gider. Hizmet, lütuf gibi sunulmaya başlanır. Kamu görevi, kişisel başarı hikâyesine çevrilir. Alkışlar çoğaldıkça tevazu azalır, hesap verme duygusu zayıflar.
Unutulmamalıdır ki belediye başkanları seçilmiş olabilir ama sahip değildir. Yetki onların, kaynak milletindir. Bugün o makamda olan yarın olmayabilir ama milletin parası ve hakkı bakidir.
Teşekkür edilecekse, doğru adrese edilmelidir.
Övgü yapılacaksa, ölçüsü kaçırılmamalıdır.
Çünkü hizmet eden kuldur,
imkânı veren Allah’tır.













