MAKAM – PARA – ŞÖHRET
Toplumda en çok tartışılan üç kelime vardır:
makam, para ve şöhret.
Bu üçü, kimin eline geçerse geçsin karakteri açıkça ortaya çıkarır.
Kimi eline geçeni halk için kullanır, kimi kendini “dokunulmaz” sanır.
Makam aslında hizmet etme aracıdır.
Ama bizde ne yazık ki çoğu zaman tam tersi olur:
Koltuğa oturanın aklı değişir, dili değişir, hatta dostları değişir.
Görev süresi dolmadan “devlet benim” havasına bürünür.
Oysa makam, millete hizmet için vardır; kişisel menfaat için değil.
Bir koltuğa oturunca herkesin önüne eğileceğini sananların, koltuk gidince kimsenin yüzüne bakmadığını da unutmamak gerekir.
Para ise en tehlikeli bağımlılıklardan biridir.
Toplumda para sahibi olan, her konuda “söz sahibi” sanılıyor.
Oysa paranın kaynağına kimse bakmıyor.
Emeğin, alın terinin değil; ilişkilerin, torpilin, rantın öne çıktığı bir düzen oluştu.
Para artık güç değil, adaletin ve vicdanın önüne geçen bir silaha dönüştü.
Kimin haklı, kimin güçlü olduğu karıştı.
Sonra da herkes aynı cümleyi söylüyor: “Para konuşuyor.”
Gelelim şöhrete.
Eskiden tanınmak için bir değer üretmek gerekirdi.
Bugün kameraya bakan, sosyal medyada birkaç paylaşımla “ünlü” oluyor.
Gerçek emek sahipleri kenarda kalırken, sahte alkışlar sahneyi dolduruyor.
Şöhret artık bir başarı değil, bir gösteri meselesi haline geldi.
Toplum da alkışlayacak birini arıyor ama kimi alkışladığını çoğu zaman bilmiyor.
Sonuç ortada:
Makamı kişisel güce, parayı ahlaksız kazanca, şöhreti gösterişe dönüştüren bir toplum olduk.
Halbuki bu üçü doğru ellerde olursa, toplumun çarkını döndüren en önemli değerlerdir.
Yanlış ellerde ise, düzeni bozan üç büyük zehirdir.
Gerçek değişim;
makamı millete, parayı emeğe, şöhreti itibara dayandırmakla başlar.
Yoksa sadece koltuklar, cüzdanlar ve sahneler değişir…
Zihniyet değişmez.










