Elektrikli bisikletler, motosikletler ve özellikle üç tekerlekli araçlar trafikte giderek daha fazla tartışma konusu oluyor. Peki, yolları kullanan herkes trafik kurallarına uymak zorunda değil mi?
Son günlerde ülke gündemini meşgul eden konulardan biri de plaka ve ehliyet şartı olmadan kullanılabildiği düşüncesiyle reklamı yapılan elektrikli bisikletler, motosikletler ve özellikle üç tekerlekli araçlar…
İnternet üzerinden yapılan satışlara bakıyorsunuz; kimi araçlar adeta hiçbir kurala tabi değilmiş gibi tanıtılıyor. Vatandaş ürünü satın alıyor, yola çıkıyor. Ancak işin bir de trafik güvenliği boyutu var.
Trafikte genç, yaşlı, kadın, erkek ayrımı yok. Direksiyon başına geçen, gidonu tutan herkesin hem kendi canını hem de başkalarının hayatını koruma sorumluluğu var. Ne yazık ki yollarda trafik kurallarından habersiz hareket eden, ters yönde ilerleyen, tehlikeli manevralar yapan veya diğer sürücüleri zor durumda bırakan araçlarla karşılaşmak artık sıradanlaşmaya başladı.
Özellikle üç tekerlekli elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte şu soruyu sormak gerekiyor: Bu araçlar hangi şartlarda trafiğe çıkıyor, sürücüleri hangi kurallara tabi ve denetimler yeterince yapılıyor mu?
Elbette elektrikli araçların yaygınlaşmasına karşı değiliz. Ekonomik, çevreci ve özellikle kısa mesafelerde kullanışlı olabilirler. Yaşlı vatandaşlarımız için de ulaşım kolaylığı sağlayabilirler.
Ancak kolay ulaşım sağlamak başka, trafik güvenliğini göz ardı etmek başkadır.
Bir aracın reklamında “plaka gerektirmez”, “ehliyetsiz kullanılır” gibi ifadelerin yer alması, o aracın her koşulda bu şartlardan muaf olduğu anlamına gelmez. Aracın teknik sınıfı, motor gücü, azami tasarım hızı ve tabi olduğu mevzuat belirleyicidir. Satış ilanları, kanunların üzerinde değildir.
Burada yalnızca araçları satın alan vatandaşları değil, bu araçları hiçbir sınırlama yokmuş gibi tanıtan ve satan işletmeleri de konuşmalıyız. Tüketiciye doğru bilgi veriliyor mu? Araçların hangi şartlarda kullanılabileceği açıkça anlatılıyor mu? Bu konuda denetim yapılıyor mu?
Bence artık 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında, kara yollarında kullanılan araçların trafik güvenliği açısından daha kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.
Önerim açık: Trafiğe çıkan araçların teknik özelliklerine göre tescil ve plaka, sürücülerinin uygun sınıfta ehliyet ve araçların zorunlu sigorta yükümlülükleri konusunda boşluk bırakılmamalı.
Elbette burada her araca aynı şartları gelişigüzel uygulamaktan söz etmiyorum. Mevzuatta bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet, motosiklet ve diğer araç türleri arasında farklılıklar bulunuyor. Yapılacak düzenleme, bu teknik ve hukuki ayrımları dikkate almalı. Ancak kamuya açık kara yollarında can ve mal güvenliğini tehlikeye düşüren bir denetimsizlik de kabul edilmemeli.
Plaka aracın kimliğidir, ehliyet sürücünün yeterliliğidir, sigorta ise olası bir kazada mağduriyetlerin azaltılmasına yönelik güvencedir. Bu üç başlık, trafik güvenliği politikalarında birlikte ele alınmalıdır.
Bir kaza meydana geldiğinde yalnızca araç sürücüsü zarar görmüyor. Bir yayaya, bir otomobile veya başka bir araca çarpıldığında ortaya çıkan maddi ve bedensel zararların sonuçları yıllarca sürebiliyor. Peki, sorumluluk ve tazminat meselesi yeterince güvence altında mı?
İçişleri Bakanlığına, Emniyet Genel Müdürlüğüne ve ilgili kurumlara sesleniyorum:
Elektrikli bisikletler ve üç tekerlekli motorlu araçların satış ve kullanım şartları konusunda vatandaş yeterince bilgilendiriliyor mu?
Plaka, tescil, ehliyet ve sigorta yükümlülükleri bakımından denetimler yeterli mi?
İnternet üzerinden yapılan satışlarda, araçların hukuki statüsünü olduğundan farklı gösteren reklamlarla ilgili inceleme yapılıyor mu?
Özellikle trafik kurallarına uymayan, tehlikeli biçimde araç kullanan sürücülere karşı caydırıcı tedbirler alınıyor mu?
Bunlar yalnızca bir köşe yazarının soruları değil; trafikte can güvenliği konusunda kaygı duyan vatandaşların da cevap beklediği sorulardır.
Unutmayalım: Trafik, kişisel özgürlük alanı olduğu kadar ortak yaşam alanıdır. Bir kişinin dikkatsizliği, kuralsızlığı veya sorumsuzluğu başka bir ailenin hayatını karartabilir.
Son sözüm şudur: Reklamla araç satmak kolay, trafik güvenliğinin sorumluluğunu taşımak zordur.
Devletin görevi yalnızca araç satışını izlemek değil, o araçlar yola çıktığında vatandaşın can ve mal güvenliğini de korumaktır. Kurallar açık, denetimler etkin ve yaptırımlar caydırıcı olmalıdır.
Çünkü yollarda kural olmazsa karmaşa, denetim olmazsa tehlike büyür.
Trafikte ayrıcalık değil, güvenlik; başıboşluk değil, kural istiyoruz!










