Yemin mi, And mı? Milletin Beklentisi Gerçek Bir Yemin
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde göreve başlayan milletvekilleri için kamuoyunda sıkça "yemin ettiler" deniliyor. Oysa Anayasa'da yer alan metin, hukuki olarak bir milletvekili andıdır.
Bana göre and ile yemin aynı şey değildir. Yemin, kişinin inandığı kutsal değer üzerine verdiği sözdür ve manevi sorumluluğu çok daha ağırdır. Bu nedenle milletvekillerinin, kendi inançları doğrultusunda kutsal kitapları üzerine yemin etmeleri, verdikleri sözün manevi bağlayıcılığını güçlendirebilir.
Örneğin Müslüman milletvekilleri Kur'an-ı Kerim üzerine, Hristiyan milletvekilleri ise İncil üzerine yemin etmeyi tercih edebilmelidir. Hiçbir dine mensup olmayan veya dini bir yemin etmek istemeyen milletvekilleri için de Anayasa ve hukuk düzenine bağlılığı esas alan mevcut and metni korunabilir. Böylece hem din ve vicdan özgürlüğüne saygı gösterilmiş hem de herkesin kendi inancı doğrultusunda en güçlü taahhüdü vermesi sağlanmış olur.
Dünyanın birçok demokratik ülkesinde benzer uygulamalar bulunmaktadır. Bazı ülkelerde göreve başlayan kamu görevlileri, ister kutsal kitap üzerine yemin etmekte isterlerse yalnızca anayasal bağlılık sözü vermektedir. Esas olan, kişiye kendi vicdanı doğrultusunda tercih hakkı tanınmasıdır.
Elbette tek başına yemin etmek, dürüst siyaset yapmanın garantisi değildir. Asıl önemli olan, seçim meydanlarında ve Meclis kürsüsünde verilen sözlerin görev süresi boyunca tutulmasıdır.
Belki de artık tartışılması gereken konu, milletvekili andının günümüz şartlarına uygun şekilde yeniden ele alınması ve isteyenlerin inançları gereği kutsal kitapları üzerine yemin edebilmesine imkân tanınmasıdır. Güçlü demokrasiler, farklı inançlara saygı gösterirken ortak değerlerde buluşmayı başarabilen demokrasilerdir.
Not
Bu metin bir görüş yazısı niteliğindedir ve kamuoyunda tartışmaya açık bir öneriyi ifade etmektedir.