PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR
İnsanoğlu gerçekten anlaşılması zor bir varlık…
Kâinatın en önemli varlıklarından biri olan insan, ezelden günümüze şartlar ve yaşam biçimleri değişse de akıl ve mantık çerçevesinde, kendisini yaratanın emir ve yasaklarına uygun bir hayat sürmek yerine, çoğu zaman nefsinin isteklerine göre yaşamayı tercih ediyor.
Allah’ın bazı emir ve yasaklarını bilmemize rağmen, yasaklarla birlikte yaşamayı adeta normalleştiriyoruz. Özellikle menfaat ve çıkar söz konusu olduğunda her yolu mubah saymak, kişiliğimizi ve itibarımızı güncel tutabilmek adına reklam ve tanıtım adı altında haramı, helali ve kul hakkını görmezden gelmek giderek sıradanlaşıyor.
Makam, mevki, şöhret ve para uğruna insanlığımızdan, kişiliğimizden ve değerlerimizden taviz vermeyi normal kabul eder hale geliyoruz.
Halk arasında kullanılan bazı sözler de aslında toplumun paraya bakışını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor:
“Paran varsa cümle âlem kulun, yoksa cehennemdir yolun.”
Bir başka söz ise daha da düşündürücü:
“Parasız insan gereksiz insandır.”
Gerçekten insanın değeri sahip olduğu parayla mı ölçülmeli?
Para varsa değerli, yoksa değersiz mi olacağız?
İşte tam da burada Nasrettin Hoca’nın meşhur sözü akla geliyor:
“Parayı veren düdüğü çalar.”
Bugün bu söz sadece bir fıkra cümlesi olmaktan çıkıp hayatın birçok alanında karşımıza çıkan bir gerçeği mi anlatıyor?
Özellikle siyasette, ticarette, medyada ve sosyal hayatta; kim para veriyorsa onun sesi daha fazla mı duyuluyor?
Kim reklam veriyorsa onun yanlışları görmezden mi geliniyor?
Kim makam ve mevki sahibiyse ona karşı doğru bildiklerimizi söylemekten çekiniyor muyuz?
Eğer para, menfaat ve makam karşısında doğrularımızdan vazgeçiyorsak, burada hepimizin kendisine sorması gereken ciddi bir soru var:
Düdüğü kim çalıyor?
Ama belki de asıl mesele düdüğün kimde olduğu değil…
Düdüğün hangi amaç için çaldığıdır.
Çünkü her çalan düdük adaleti, hakkı ve doğruyu göstermeyebilir. Önemli olan düdüğün kimin elinde olduğu kadar, hangi menfaat için ve kimin hesabına çaldığıdır.
Toplum olarak paranın, makamın ve menfaatin karşısında susmaya başladığımızda yalnızca bugünümüzü değil, geleceğimizi de kaybediyoruz. Çünkü çocuklar ve gençler bizim söylediklerimizden çok, yaptıklarımıza bakıyor.
Onlara “haramdan uzak durun, kul hakkı yemeyin, adaletli olun” derken biz çıkarlarımız uğruna bunları görmezden gelirsek, vereceğimiz en büyük ders sözlerimiz değil, davranışlarımız olacaktır.
Siyasetçinin de, iş insanının da, gazetecinin de, vatandaşın da sorumluluğu vardır.
Para kazanmak ayıp değildir. Makam sahibi olmak da ayıp değildir. Reklam yapmak da ayıp değildir.
Asıl mesele, bunları elde ederken hangi değerlerden vazgeçtiğimizdir.
Çünkü insanın gerçek zenginliği cebindeki para değil; karakteri, itibarı, vicdanı ve arkasından bıraktığı güzel isimdir.
Öyleyse bugün hep birlikte düşünelim:
Parayı veren düdüğü çalıyor olabilir…
Ama düdük çaldığında herkesin dönüp bakması yetmez.
Asıl soru şu: Düdük hangi amaçla çalıyor ve biz o ses karşısında neden susuyoruz?
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, düdüğü kimin çaldığını tartışmaktan önce, kendi vicdanımızın sesini yeniden duyabilmektir