ADALET NEREDE BAŞLIYOR, NEREDE BİTİYOR?
Ülkemizde Bazı icra süreçleri vardır ki, sadece hukuk dosyası olarak kalmaz; doğrudan insan hayatına, aile düzenine ve sosyal dengeye dokunur.
Sakarya/Akyazı ’da yaşanan bir taşınmaz süreci de bu tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
İddialara göre, yaklaşık 2.500.000 TL değerindeki bir taşınmaz, icra yoluyla yapılan satış sonucu 660.000 TL bedelle el değiştirmiş, bu satış üzerinden yeni bir hissedarlık oluşmuştur.
Ardından süreç, İzale-i Şuyu Davası aşamasına taşınmıştır.
Bu noktada tartışma tam da burada yoğunlaşmaktadır:
Değer tespiti ne kadar sağlıklı yapılmıştır?
Satış bedeli, piyasa gerçekleriyle ne kadar örtüşmektedir?
Ortaya çıkan sonuç, sadece hukuki bir işlem midir, yoksa sosyal sonuçları da dikkate alınmalı mıdır?
Çünkü mesele sadece rakam değildir.
Mesele, bir taşınmaz üzerinden birden fazla ailenin yaşamının nasıl etkilendiğidir.
Bu tür durumlarda İcra ve İflas Kanunu uygulamaları, yalnızca alacak-borç ilişkisi değil; aynı zamanda toplumsal adalet algısını da doğrudan etkilemektedir.
Vatandaşın sorduğu soru nettir:
“Hukuk uygulanıyor ama adalet duygusu neden bu kadar tartışmalı?”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı ve hukuk devleti ilkesi, sadece kanun metninde değil, uygulamada da karşılık bulmak zorundadır.
Aksi halde ortaya çıkan şey hukuk değil, sadece işlem olur.
Ve toplumun en büyük beklentisi şudur:
Kanunlar sadece uygulanmasın, adalet duygusu da korunsun.
AÇIK TALEP
Adalet Bakanlığı’ndan beklenti nettir:
Devam eden süreçteki uygulamaların idari yönden incelenmesi,
Hukuki işlemlerin hakkaniyet ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi,
Ve kamuoyunu aydınlatacak şeffaf bir açıklama yapılması.
Bu çağrı, bir kişiye değil;
hukukun herkese eşit uygulanmasını isteyen herkese yapılmış bir çağrıdır.
Çünkü mesele bir dosya değil, adaletin kendisidir.