Nerdeyse Cumhuriyet'in 70 yılının canlı tanığıyım.
Yani Cumhuriyetin % 70'ini canlı biliyorum.
Nice Hükümetler gördüm.
Nice Başbakanlar tanıdım.
Nice Bakanlar tanıdım.
İsmet İnönü dönemini yaşadım,
Adnan Menderes dönemini yaşadım,
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal dönemlerine tanıklık ettim.
Böylesini hiç görmedim.
Bundan sonrada göreceğimi sanmıyorum.
1967 depremini hatırlıyorum.
Depremin ilk günlerinde Vali'den başka, Kaymakam'dan başka Devlet görevlisi görmedik.
Taze Başbakan Süleyman Demirel, depremden 3-4 gün sonra geldi Sakarya'ya.
Ana Muhalefet Lideri İsmet İnönü ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay bir hafta sonra geldiler.
Enkaz kaldırma çalışmaları için hiçbir Bakan gelmedi.
Geldiyse de ben hatırlamıyorum.
Geldiyse de protokol gereği gelmiştir.
Cumhuriyet'in Bakanı, ayağına çizme giyip, halkın arasında dolaşacak ha.
Allah yazdıysa bozsun.
Öyle şey olur mu?
Goca goca adamlar, ayaklarına çizme mi giyermiş?
1999 depreminde yaşanan rezaleti zaten herkes biliyor.
Devlet, acıları, yıkımları seyretmeyi bile beceremedi.
Aşağıdaki fotoğraftaki delikanlıya bir bakın.
Yaşça, benim çocuğum yaşında.
Bir yerde sel oluyor, anında bu delikanlı orada.
Bir yerde terör faaliyeti oluyor, bu delikanlı yıldırım hızıyla orada.
Yangın oluyor, en önde o koşuyor.
Ortalık suhulete ermeden de oradan dönmüyor.
Gerekirse sırtı ile yaralı taşıyor.
Dahası var,
Kabinenin nerdeyse yarısı afet bölgesinde.
Durum kontrol altına alınmadanda adamlar geri dönmüyor.
Yüz yıllık Cumhuriyet Tarihinde benzeri olan işler mi bunlar?
Şimdi Ak Parti içinde bir moda oluştu.
Süleyman Soylu, Doğru Yol Partisi kökenli.
Bu gizli saklı bir konu değil ki.
Adam, Doğru Yol Partisinin Genel Başkanlığını yapmış.
Siyasi çizgisi belli.
Şimdi Ak Parti'de eski Milli Görüş geleneğinden gelme bir kısım zevat "Bu adam Tayyip Erdoğan'ın yerine oynuyor" diye karalama yarışına girmiş.
Burada bir duralım evvela.
Tayyip Erdoğan hayatta iken,
Siyasete devam etme kararında iken,
Gökten icazet aldığını iddia eden birisi çıksa dahi, hiçbir şansı olmaz.
Süleyman Soylunun da böyle bir talebi olmaz.
Talebi olsa, bizden destek bulamaz.
Bu biiir.
İkincisi,
Ak Parti'nin seçmen tabanının % 70'i asla ve kat'a Milli Görüş geleneğinden gelme insanlar değildir.
Ak Parti'nin sosyolojik tabanı, çok çok zorlasan % 30'u o gelenekten gelmedir.
Tabanın kahir ekseriyyeti eski Demokrat Parti-Adalet Partisi- Anavatan Partisi geleneğinden gelme ve eski Ülkücülerdir.
Yarın Ak Parti dağılsa, bu % 70'lik kahir ekseriyyet, asla Milli Görüş partilerine oy vermez.
Bu insanlar, bir dünya görüşüne değil, Tayyip Erdoğan'ın mümtaz siyasi kişiliğine oy veriyorlar.
Bu kitle, rahmetli Erbakan'a dahi o desteği vermediler.
Hele bundan sonra hiç vermezler.
Dolayısı ile,
O geleneksel seçmen kitlesinden oy alırken, onlar içinden de bazı isimleri belirli yerlere yerleştirmek, siyasi erdem açısından gereklidir.
Sayın Cumhurbaşkanı da bunun gereğini yapıyor zaten.
İşin birde acı tarafı var;
Son 20 yılda Milli Görüş Havuzunda yetişen çoğu isim, siyasi hergele oldu.
Bunların çoğu dejenere oldu.
İktidar olmak, bu taifeyi çok şımarttı.
Rüyalarında görseler, hayra yormayacakları makamlara, dünyalıklara erdiler.
Her biri birer kibir abidesi oldu insanların.
Osuruktan tayyare adamlar, makam, mevki ve dünyalık elde edince, yanlarına yanaşılmaz oldu.
Bunları çıplak gözle görüyorum.
Bunlar, hayra alamet işler değildir.
Gün gelir, bu makamlar alttan uçar gider.
Cascavlak kalırsın orta yerde.
Selam verenin bile kalmaz.
Ben, itibarımı siyasetten kazanmadığım için, mevcut itibarım aynen devam eder.
Bütün itibarını siyasi makamlardan alanlar, makamsız kaldığında, tüyü yolunmuş kuşa dönerler.
Benden uyarması.
Fazla havalara sakın girmeyin derim.
İzzet Dönmez