BÜTÜN SİYASET ADAMLARI GERÇEKTEN YOLSUZ VE HIRSIZMIDIR?
Şu fani dünyaya gözümü açtığımdan beri, siyaset ve devlet adamları hakkında uydurulmuş yolsuzluk hikayeleri dinler dururum.
Son 70 yıldır hep sağ siyasi partiler iktidar olduğu için, yolsuzluk ithamları da hep sağ siyaset adamları için üretilmiştir.
Bende tam 60 yıldır bu hikayeleri dinler dururum.
Muhterem halkımızda dinler durur.
Sayın muhterem halkımız, hiç doğru adam seçmeyi beceremez.
İlla gider yolsuzu, hırsızı seçer.
Ah bi Halk Partili birini seçse, dünyanın en namuslu adamını seçmiş olacak.
Olacakta,
Bir türlü onları seçmeyi beceremiyor işte.
Cumhuriyet'in kurucusu, Cumhuriyet Halk Partisinin bir numaralı Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün kişisel mal varlığını bilen var mı?
Hiç merak edip, araştıran var mı?
Burada dökümünü tek tek ben yazmayayım.
Bu sayfa onları yazmaya yetmez.
Merak edenler, Google amcaya bir bakıversin.
Hem de en koyu Kemalistler yapmış bu envanteri.
Atatürk'ün mal varlığı konusunda küçük bir ölçü vereyim.
Bugünkü İş Bankası'nın iştirakleri ile piyasa değeri 30 milyar dolar.
Atatürk, bu bankanın % 30'una şahsen ortak.
Yani bugün yaşasaydı, yaklaşık 10 milyar dolar sadece İş Bankasından bir servete ortak olmuş olacaktı.
Diğer mal varlıklarını saymıyorum bile.
Bu kadar devasa mal varlığı ile, Koç'u, Sabancı'yı ipe dizer vallahi.
Bir memur maaşı ile bu kadar kişisel servete sahip olması, matematik dışı bir konu.
Efendim,
Şu savunma yapılıyor;
"Atatürk, İş Bankasındaki hissesini Cumhuriyet Halk Partisine devretti"
Tövbe estağfurullah.
Düşünsenize,
Tayyip Erdoğan bir büyük bankanın % 30 ortağı olmuş, ölürken hissesini Ak Partiye aktarmış.
Aynen bunun gibi bir şey işte.
Efendim,
Yine deniyor ki;
"CHP, İş Bankasından herhangi bir temettü almıyor.
Bütün temettüler Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih Kurumuna gidiyor"
Geçiniz bir kalem bunu.
Bir vakitler, bu iki kurumda CHP'nin birer arpalığı idi.
Her iki kurumunda çalışanları, kallavi birer CHP militanı idi.
Kenan Evren'in belki de en hayırlı icraatı, bu iki kurumun saltanatına son vermek oldu.
Orada nelerin döndüğünü çok iyi biliriz.
Yine efendim deniyor ki;
"Atatürk, diğer mal varlıklarını da hazineye devretti"
Doğrudur bu.
Çünkü,
Atatürk'ün miras bırakacağı kimse yoktu.
Medeni Kanun gereği, zaten malları hazineye kalacaktı.
Kız kardeşi Makbule hanıma yetecek kadar bir dünyalık bıraktı, kalanı hazineye kaldı.
Atatürk'ün birlikteliklerinden bir çocuğu olsaydı, Türkiye'nin Karun'u onun olacağından şüphe yoktu.
Buradan şu sonuç çıkar mı?
"Atatürk yolsuzluk yaparak, bu paraları zimmetine geçirdi?"
Asla bunu diyemeyiz.
Mustafa Kemal Atatürk, en nihayetinde bir Osmanlı Paşası.
Nasıl ki Osmanlı'da Padişah demek, Devlet demek.
Atatürk'te kendi döneminde Devlet demekti.
Devlet'in bütün hazinesi onun elindeydi.
O hazine ile bu tasarrufları yaptı.
Millete örnek olsun diye bu çiftlikleri kurdu.
Sadece bunu diyebiliriz.
Şimdi gelelim karşı mahalledeki siyaset adamlarına;
Başbakan Adnan Menderes;
Merhum Başbakan Adnan Menderes için nice kuyruklu yalanlar üretildi.
Üniversite öğrencileri, kitleler halinde öldürüldü, kıyma makinesinden geçirilerek gömüldü.
Üzerine de beton döküldü.
Yok ya!
Böylede iddia mı olur demeyin.
Koca koca profesörler söyledi bunu.
Bir tek tanesi ispat edilemedi.
Yalan olduğu çıkmıştı ortaya da, atı alan Üsküdar'ı geçmişti.
Yine Başbakan Menderes ile ilgili alçakça bir iddia vardı;
Menderes, darbe olduğunda, tonlarca altınla, milyonlarca dolarlık dövizle yurtdışına kaçarken yakalandı.
Bu alçak ve şerrefsiz iddiayı ortaya atanlar, Örfi İdare ( Sıkıyönetim) komutanlıkları idi maalesef.
Küllüsü yalan çıktı ama Menderes idam edildi.
Süleyman Demirel;
Bizim mahalle Süleyman Demirel'i pek sevmez.
Ben, aynı kanaatte değilim.
Bu ülkenin imar ve inşası için Demirel'in çok büyük emekleri oldu.
Bu konuyu çok genişçe ileride yazacağım.
1970'li yıllarda CHP'liler ve sol basın öyle bir kampanya başlattı ki,
Sanki Süleyman Demirel, Türkiye'yi parsel parsel valizlere koyup, Amerika'ya götürüyordu.
Tıpkı şimdi olduğu gibi,
Türkiye'de o yıllarda da sol-susak bir kafa vardı.
Hepsine inanıyordu.
Tıpkı bugün olduğu gibi,
O günlerde de solcu olmak, aptal olmanın amentüsüydü.
Yaşı yetenler hatırlasın;
"Yahya-Sunta-Mobilya"
1970 ile 80 arası yıllar bu sloganla geçti.
Dağlara, taşlara "Yahya-Sunta-Mobilya" yazıldı.
Neydi hikayenin esası?
Başbakan Süleyman Demirel'in Yahya Demirel adında bir yeğeni vardı.
İsviçre'ye mobilya yerine sunta ihraç etmişti.
Ya da öyle göstermişti.
Devlet'ten haksız yere vergi iadesi almıştı.
Türkiye, o yıllarda 70 sente muhtaç idi.
Hangi yolla olursa olsun, yurtdışından döviz getirene vergi iadesi veriliyordu.
Bu yolla çok hayali ihracat dümenleri oldu.
Haziran ayında Türkiye 19.8 milyar dolar ihracat gerçekleştirince, nedense hep bu hayali ihracat rakamları gelir aklıma.
Bu işten dolayı, Başbakan Demirel'in doğrudan bir dahli yok.
Zaten yeğen mahkemeye verilmiş, hapiste yatmış.
Allah muhafaza,
Ya ben bir Başbakan olaydım!
Benim ailem için de,
La teşpih,
Allah'ın cebinden Peygamberi çalacak sürüyle adam var.
Benim sülalem yamyam dolu.
İyi ki Başbakan olmamışım.
Bu kadar iddialardan sonra,
Gazeteci Yavuz Donat, Sabah Gazetesinde Süleyman Demirel'in mal varlığını açıkladı;
Ankara-Güniz Sokak No: 31'deki evin üçte bir hissesi.
Gençlik yıllarında, müteahhitlik yaparken, İstanbul-Tuzla'da satın aldığı 100 metrekarelik yazlık.
Hepi topu hu.
Tamamı, yekunu bu.
Ha birde Isparta- İslamköy'de babadan kalma bir tarla.
Şimdiki yattığı yer işte.
Meğer ki Ecevit'in mal varlığı Demirel'den fazlaymış.
Turgut Özal;
Aman neydi öyle!
1980'li yıllar.
Başbakan Turgut Özal, çoluğu ile, çocuğu ile birlikte Devlet'i talan edip, çalıyordu.
Semra Özal,
Ahmet Özal,
Zeynep Özal,
Efe Özal, topu birden malı götürüyordu.
Özal ailesine hem sağ partilerden saldırı oluyordu.
Hem sol partilerden.
Kendisi de geçmişte yolsuzlukla çok itham edilmiş Süleyman Demirel dahi katılmıştı o kervana.
Geçmişte en yakın çalışma arkadaşının Çankaya'ya çıkıp, yakasından tutarak indirecekti onu.
Süleyman Demirel, Erdal İnönü ile kurduğu hükümette bir tekaüt generali "Yolsuzluklardan Hesap Sorma Bakanı" yapmıştı.
Bu tekaüt general, Özal'la ilgili hiçbir dosya çıkaramamıştı.
Kendisi hakkında yolsuzluk iddiaları çıktı.
Demirel, onu usulca kabine dışı yaptı.
Özal, bu fani hayattan göçeli yaklaşık 30 yıl oldu.
Eşinin ve çocuklarının dokunulmazlığı yok.
Şeref ve haysiyet sahibi birileri çıkıp ortaya, niçin onlara hesap sormadı?
30 yılda bir sürü hükümet gelip geçti.
Çoğunun içinde CHP'de vardı.
Niçin bu hesaplar sorulmadı?
Çünkü hepsinin içi boştu.
Çünkü hepsi yalandı.
Siyasi partiler için, ortaya yeni yeni projeler koymak yerine, siyasi hasmını yolsuzlukla eleştirirsin.
Zeka fukarası bir kısım zevat için çok kolay inanılacak bir malzemedir bu.
"Çaldılaarrr bu ülkeyi,
Malı götürdülerrrr,
Hırsız bunlaarrrr"
Ne ucuz ve kolay bir muhalefet argümanı değil mi?
Yarım akıllı, yarım zekalı tekaüt memur kafasını en kolay iğdiş etmenin yoludur bu.
Bu kafaya Meral ile yol alanlar da dahil oldu.
Onlardaki kafada aynı kafa.
İflah olmaz müzmin bir kafadır bu.
Şimdi Cumhurbaşkanı ve ailesi içinde söylenenler var.
Yarın Cumhurbaşkanı iktidardan gidince,
Bu iddiaların tamamı unutulacak.
Devlet'e çökme telaşından, akıllara bile gelmeyecek.
Gelmedi hiç.
Aslında Türkiye'deki iktidar kavgası;
"Sen yeme, ben yiyeyim" kavgasıdır.
En azından bir kesim için öyledir.
(03.07.2021 DÖRT YIL ÖNCE )