TÜM HABERLER
Giriş Tarihi : 08-07-2026 14:43   Güncelleme : 08-07-2026 14:45

ADALET KİMDEN YANA? 08.07.2026

ADALET KİMDEN YANA? 08.07.2026

ADALET KİMDEN YANA? 08.07.2026

Rayiç Bedeli 2,5 Milyon TL, İcradan Satış 660 Bin TL

Akyazı'da yaşanan bir icra dosyası, hukuk devletinde şu soruyu yeniden gündeme taşıyor:

Adalet gerçekten kimden yana?

Hukuk devletinin vatandaşa verdiği en temel güvencelerden biri, mülkiyet hakkının korunmasıdır. Anayasa'nın 35. maddesi bu hakkı açıkça güvence altına alırken, İcra ve İflas Kanunu'nun ilgili hükümleri de borçlunun hâline münasip tek konutunun korunmasına yönelik düzenlemeler içermektedir.

Ancak uygulamada yaşanan bazı örnekler, vatandaşın zihninde ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır.

Akyazı'da gündeme gelen bir icra dosyasında, taşınmazın 1/4 hissesine, 2024 yılı Mart ayında yapılan kıymet takdirinde 1 milyon 280 bin TL değer biçildiği, bugün ise aynı hissenin yaklaşık 2,5 milyon TL rayiç değere ulaştığı belirtilmektedir.

Söz konusu taşınmaz, bir ailenin tek meskeni olmasının yanı sıra birden fazla hissedara aittir.

İhale sonucunda bu hisse 660 bin TL bedelle satılmıştır.

Rayiç bedel ile satış bedeli arasında yaklaşık 1 milyon 840 bin TL'lik bir fark oluşmaktadır.

Daha da dikkat çekici olan ise satış sonrasında yaşanan gelişmelerdir.

Taşınmazı satın alan kişi, tapuyu devralmasının ardından diğer hissedarlara karşı izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davası açarak taşınmazın tamamının satışını talep etmektedir.

Böylece yalnızca borçlu değil, diğer hissedarlar da yeni bir hukuki süreçle karşı karşıya kalmaktadır.

Taşınmaz sahibi ise; satışın gerçek değerinin çok altında gerçekleştiğini, ihaleye yalnızca tek katılımcının katıldığını ve ilk artırmanın son gününde rekabet oluşmamasına rağmen ikinci artırmaya gidilmeksizin satışın tamamlandığını ileri sürerek ihalenin feshi davası açmıştır.

Yargılama sonunda mahkeme, davayı esas yönünden incelemek yerine hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Hukuken bakıldığında mahkemenin dayandığı gerekçe açıktır.

Kanunlarda öngörülen süreler vardır ve yargı bu sürelere uymak zorundadır.

Ancak tam da bu noktada iki temel hukuk ilkesi karşı karşıya gelmektedir.

Bir tarafta hukuki güvenlik ve usul kurallarına bağlılık...

Diğer tarafta ise mülkiyet hakkı, barınma hakkı ve hakkaniyet ilkesi.

Bugün kamuoyunun sorduğu soru tam da burada başlamaktadır.

Yaklaşık 2,5 milyon TL değerindeki bir taşınmaz hissesinin 660 bin TL'ye satılabilmesi hukuk düzeni açısından yeterince sorgulanıyor mu?

Adalete erişim; yalnızca tebligat süreçlerini eksiksiz takip edebilenlerin, hukuki bilgiye sahip olanların ya da güçlü avukat kadrolarıyla hareket edenlerin ulaşabileceği bir hak mı olmalıdır?

Tek başına hakkını aramaya çalışan bir vatandaş bu sistem içinde nasıl korunacaktır?

Zafer, yalnızca güçlü hukuk ekipleriyle süreci takip edebilenlerin mi olacaktır?

Bugün yaşanan bu olay, yarın benzer durumda bulunan kaç aile ve kaç hissedar için emsal niteliği taşıyacaktır?

Hukukun amacı, insanı yaşatmak ve hakları korumaktır.

Usul kuralları bu amaca hizmet ettiği müddetçe anlam taşır.

İstinaf aşamasında dosyanın yalnızca şekli yönlerden değil, telafisi güç maddi ve manevi sonuçları bakımından da değerlendirilmesi toplumun haklı beklentisidir.

Bu ret kararını veren hâkim, hukuken görevini yerine getirmiş olabilir.

Peki, vicdanen de rahat mıdır?

Kanunların öngördüğü süreler elbette uygulanmalıdır.

Ancak yaklaşık 2,5 milyon lira değerindeki bir taşınmaz hissesinin 660 bin liraya el değiştirmesi ve davanın yalnızca hak düşürücü süre gerekçesiyle esası incelenmeden sonuçlandırılması, toplum vicdanında cevap bekleyen sorular bırakmaktadır.

Süre gerekçesiyle davanın esasına hiç girilmemesi, adalet duygusu bakımından bir eksiklik olarak değerlendirilemez mi?

Usul kurallarının uygulanması hukukun gereğidir.

Ancak hukuk yalnızca şekil kurallarından ibaret değildir; mümkün olduğu ölçüde hakkaniyete, maddi gerçeğe ve adaletin gerçekleşmesine hizmet etmeyi de amaçlar.

Vatandaşın beklediği yalnızca usul kurallarının eksiksiz uygulanması değil;

Aynı zamanda iddialarının dinlenmesi, delillerinin değerlendirilmesi ve adaletin gerçekten tecelli ettiğine inanabilmesidir.

Çünkü bir hukuk devletinde adalet, yalnızca kanun maddelerinin uygulanmasıyla değil, toplumun vicdanında da karşılık bulabildiği ölçüde anlam kazanır.

Çünkü usul özü yuttuğunda geriye adalet değil, yalnızca mühür kalır.

08.07.2026

Ali Şanlı

NOT

Konuya ilgi duyan hukukçuların, akademisyenlerin veya hukuki inceleme yapmak isteyen meslek mensuplarının talep etmeleri hâlinde, dosya numarası ve kamuya açık yargılama sürecine ilişkin bilgiler paylaşılabilecektir.

 

Admin ALİ ŞANLIAdmin ALİ ŞANLI