TÜM HABERLER
Giriş Tarihi : 11-12-2020 12:03   Güncelleme : 11-12-2020 12:03

BAYRAKTAR KURAKLIK RAPORUNU AÇIKLADI

BAYRAKTAR KURAKLIK RAPORUNU AÇIKLADI

BAYRAKTAR KURAKLIK RAPORUNU AÇIKLADI

BAYRAKTAR KURAKLIK RAPORUNU AÇIKLADI

TZOB Başkanı Bayraktar Tarımda Kuraklık Raporunu düzenlediği basın bildirisi ile Açıkladı.

Değerli basın mensupları,
İklim değişikliğinin etkisi ile dört mevsim iki mevsime düştü. Baharlar ortadan
kalktı. Ilık geçen kışlar ve sıcak geçen yazlar yaşıyoruz. Bu değişikliğinin en önemli
sonuçlardan birisi de kuraklıktır. Önlem alınmazsa, gelecekte bu durum, tarımsal
üretimi sekteye uğratacak, gıda güvenliği endişesini taşımamıza neden olacaktır.
Kuraklık, dünyada önemli gündem maddelerinden biridir. Bir de pandemi süreci göz
önüne alınırsa, gıdanın önemi daha çok artmaktadır. FAO Gıda Fiyatı Endeksine
göre; küresel gıda ticareti kasım ayında sert bir şekilde yükselerek, son altı yılın en
yüksek fiyat seviyelerini gördü. Gıda fiyatları, 6 aydır aralıksız yükselişine devam etti.
2021 yılı ise 2020 yılından daha risklidir. Çünkü bu riski kuraklık
oluşturmaktadır. Ülkemizdeki kuraklık, üretimi olumsuz etkileyecektir. Aralık ortalarına
kadar yağış alamazsak, risk daha çok artacaktır. Birçok ülkede kuraklık nedeniyle
verimde kayıplar görüyoruz. Örneğin, Rusya’da kışlık buğday ekilişlerinin yüzde
22’sinde büyüme eksikliği tespit edilmiştir. Bu durumda Rusya ve diğer üretici ülkeler,
pandemi sürecinde gördüğümüz gibi, ihracatlarına 2021 yılında da yasak koyabilirler.
Nitekim, Rusya ayçiçeği ürünleri ihracatına yüzde 30 ek vergi getirmeye hazırlanıyor.
Bu ürünlerde ithalatçı olan Türkiye, başka ülkelere yönelmek zorunda. Ülkeler
şimdiden kapanmaya başladı.
Önümüzdeki yıl buğday başta olmak üzere, bitkisel ve hayvansal ürünlerde
ihracat yasaklarıyla karşılaşabiliriz. Yine buğday başta olmak üzere, stratejik
ürünlerde belli bir miktar stok yapmak zorundayız. Eskiden olduğu gibi, iç piyasada
fiyatlar yükseldiğinde gümrükleri düşürsek bile, ucuz fiyattan ürün bulmak mümkün
değildir. Kuraklığın boyutları artarsa, paramız olsa dahi, ürün bulmak mümkün
olmayacaktır. Yerli ve milli üretimden başka çaremiz yoktur. Ülkemizde boş toprak
kalmamalıdır. Çiftçimizin terk ettiği boş, ekilmeyen topraklar üretime
kazandırılmalıdır.
Dünyada ve ülkemizde yaşanan kuraklık riskine karşı, önlemlerimizi şimdiden
almazsak, yeterli üretimi sağlayamazsak, artık üretici ülkelerden ucuz buğday, ucuz
et, ucuz süt ürünleri ve diğer ürünleri temin etme imkanımız kalmayacaktır. Bu
ülkelerden aynı zamanda enflasyon da ithal etmiş oluruz. Bu durum ülkemizdeki
birçok insanımızın gıdaya ulaşamaması demektir. Kaldı ki, paramız olsa da, bazı
ürünlerin ithalatı mümkün olmayacaktır. Çok acil olarak tedbirler almalıyız.
Sulanmayan alanların sulamaya açılması başta olmak üzere, yapısal sorunlara
odaklanmalı, üreticilerimizin bu dönemde zaten yüksek olan elektrik ve su maliyetleri
daha da artacağı için acil olarak elektrik ve sulama ücretlerinde indirime gidilmeli,üreticilerimize verilen destekler artırılmalıdır. Bu ülkeyi namerde muhtaç etmeyen
üreticilerimizi topraktan soğutmamalıyız.
Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım, Pandemi sürecinde paramız
olduğu halde, hububat alamadığımız, pirinç bulamadığımız dönemler oldu. Devam
eden pandemi riski sürecine bir de kuraklık riskini eklediğimizde; 2021 yılında gıda
riskinin çok daha büyük boyutlarda olacağını söyleyebiliriz. Tedbirlerini almayan
ülkeleri, 2021 yılında zor günler bekliyor.
Değerli basın mensupları,
Özellikle buğday gibi, temel bir ürünümüz, gıda güvenliğimiz açısından bir
adım öne çıkmaktadır. Buğday tek başına ekili dikili alanların yüzde 35’ini
oluşturmaktadır. Ülkemizde kuraklıktan en çok etkilenen ürünlerin başında buğday
gelmektedir. Çünkü iklim, buğday için en önemli faktör konumundadır. Bugünlerde
ekilişleri tamamlanmak üzere olan buğdayın üretimi, bu yüzden dalgalanmalar
göstermektedir. Geçen yıl fiyatlardan memnun olan buğday üreticileri bu yıl ekim
alanlarını genişletti. Üretici bu seçiminden dolayı da bir endişe içinde beklentiye
girmiştir. Pandemi sürecinde, artan döviz kurlarından dolayı girdilerdeki artışlar ürün
maliyetlerini yükseltmiştir. Kuraklıktan dolayı, bir de verim kayıpları göz önüne
alındığında, 2021 yılında üreticinin maliyeti katlanarak artacaktır. Bu nedenle TMO,
alım fiyatlarına dikkat etmelidir. Buğday fiyatları açıklandığında, üretici tüccara
yönelmektedir. Böyle bir ortamda, tüccar buğdayı stoklarken, piyasada fiyatlar
yükselmekte, TMO başta buğday olmak üzere, üreticiye verdiği fiyatın çok üzerinde
fiyatlarla ithalat yapmaktadır.
Değerli basın mensupları,
Buğdayın yanında, arz açığı olan birçok ürünün üretimi de kuraklıktan
etkilenecektir, daha fazla ithalat yapılmasına neden olacaktır. Kışlık ekimleri yapılan
arpa, kırmızı mercimek arz açığı olan ürünlerimizdir. Arpa, buğday Orta Anadolu da
görülecek kuraklıktan etkilenirken, Güneydoğu Anadolu’da kırmızı mercimek ve
kuraklık böyle devam ederse ilkbaharda ekilecek yine arz açığı verdiğimiz ürünlerden
pamuk üretimi tehlike altındadır. Trakya bölgesinde arpa buğday ve yine arz açığı
verdiğimiz ayçiçeği, kuraklıktan etkilenecek önemli ürünlerimiz arasındadır. Doğu
Anadolu’da kuraklık yem bitkileri ve meraları etkileyecek, hayvansal üretimin
düşmesine neden olacaktır.
Değerli basın mensupları,
Tabii, bütün doğal afetlerden çiftçimizin zarar görmemesi mümkün değildir. Bu
nedenle, doğal afetler karşısında çiftçimiz tek başına da bırakılmamalıdır. Tarım
sigortası, çiftçi kayıt sistemine dahil olmayanları da kapsamalı, tüm riskleri de
karşılamalıdır. Doğal afetlerden en çok zarar gören kesim olan üreticiler için sigorta
yaptırmak fevkalade önemlidir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin çabalarıyla
sigortalanmış kuru tarım alanlarında üretimi yapılan buğday, arpa, çavdar, yulaf,
tritikale, nohut, kırmızı mercimek ve yeşil mercimek ile bu ürünlerin sertifikalı
tohumluklarında ilçe genelinde gerçekleşen kuraklık, don, sıcak rüzgar ve sıcak hava dalgası, aşırı nem, aşırı yağış ile dolu paketi teminat kapsamına alınmıştır. Diğer
yandan, tarımda sigortalılık oranı Çiftçi Kayıt Sistemi kaydı olan üreticilerde yüzde
20’de kalmaktadır. Tarım sigortasında istenilen düzeyde artışın sağlanamamasının
nedenleri arasında, yüksek prim tutarları gelmektedir. Çiftçimiz bu fiyatlarla sigorta
yaptırmakta zorlanmaktadır. Tarım sigortasında prim tutarları düşürülmeli veya devlet
desteği artırılmalıdır.
Değerli basın mensupları,
Tarımsal kuraklıkla mücadele etmede sulamanın önemi büyüktür. Boşa akıp
giden suları toplamak yani yeni su hasatları yapmak için barajlar ve göletler
yapılmalıdır. Sulamada yatırımları bitirilmeli ve yağmurlama ve damla sulama gibi
basınçlı sulama sistemleri kullanılarak etkinlik sağlanmalıdır. Su her kesimde
tasarruflu kullanılmalı, özellikle toplam suyun yüzde 78’ini kullanan tarımda su heba
edilmemelidir. Döngüsel su yönetimi ile atık su değişik alanlarda kullanılmalıdır.
Yaklaşık 23 milyon hektar tarım alanımızın halen 8,5 milyon hektarı teknik ve
ekonomik olarak sulanabilmektedir. Diğer yandan, tarım alanlarımızın sadece 6,65
milyon hektarında sulama altyapısı tamamlanmış durumdadır. 1,85 milyon hektar
alanda sulama altyapısı tamamlanmamıştır. Sulamaya açılacak her metrekare tarım
arazisi ülkemizin menfaatine olacaktır. Hükümetin sulama yatırımlarına yönelik
çalışmalarını destekliyoruz. GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama yatırımlarını da
içeren projelerin tamamlanması önem taşımaktadır. Ülkemizde tarımsal sulamada,
sulama randımanı yetersizdir. 2019 verilerine göre mevcut sulama sistemlerinin
yüzde 72’si açık sistemdir. Bu durum maliyetleri artırmasının yanı sıra su israfına
neden olmaktadır. Acilen eski ve atıl vaziyette olan bu yapılar yenilenmeli, kapalı
sistemlere geçilmelidir. Bu durum su tasarrufu sağlayacak, sulama maliyetlerini
düşürecektir. Bitkide verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya neden olan vahşi sulama
yöntemleri bırakılmalıdır. Artan ürün maliyetler karşısında çiftçinin zorluk çekmesi,
gelirinin düşmesi, modern sulama sistemlerine geçişini zorlaştırmaktadır. Bunun için
çiftçilerimize su tasarrufu sağlayan modern sulama sistemlerinin artırılması için teşvik
ve krediler artırılmalıdır. Hatta imkanlar dahilinde üreticilere modern sulama sistemleri
yüzde 100’ü hibe şeklinde verilerek, modern sulama yöntemlerini etkin kullanması
sağlanmalıdır. Özellikle, su sıkıntısının fazla olduğu bölgelerden başlanarak,
kuraklığa dayanıklı kültür bitkileri tarımı teşvik edilmeli, gerekirse üreticiye ürün
gelirleri arasındaki fark destek olarak verilmelidir. Üreticilerimizin suyu bilinçli
kullanması için çiftçilerimize gerekli eğitimler verilmeli ve birim alanda kullanılacak su
miktarı belirlenerek gereğinden fazla su kullanımının önüne geçilmelidir. Gelecekte
artması beklenen kuraklıkta, üretici sulama suyu bulmada ve kullanım miktarında
sıkıntı çekecektir. Kuraklığın etkisiyle üretici tarlasını daha fazla sulamak zorunda
kalacaktır. Bu nedenle, sulama ücretleri ve sulama için kullanılan elektrik ücretleri
önemli bir maliyet kalemini oluşturacaktır. Tarımsal üretimde maliyetleri artıran,
üreticilerimizi zorlayan en önemli hususlardan birisi sulama ücretleridir. Buğday,
ayçiçeği, çeltik, pamuk, mısır, meyve ve sebze sulamalarında 2015-2020 yılları
arasında sulama ücretleri, cazibe sulamada yüzde 72 ile yüzde 92 arasında, pompaj
sulamada ise yüzde 91 ila 193 arasında değişen oranlarda artış olmuştur. 2019-2020
yani son bir yılda ise cazibe sulamada yüzde 20,8 ile yüzde 25 arasında, pompaj
sulamada ise yüzde 31,6 ile yüzde 34,8 arasında değişen oranlarda artışlar olmuştur.
2015 yılında dekar başına 1 lira olan yeraltı suyu kullanım ücreti 2016 yılında 2 liraya,
2017’de 5 liraya, 2019 yılında 10 liraya, 2020 yılında da 15 liraya çıkmıştır. 5 yılda 15
kat artış gösteren yeraltı suyu kullanım ücreti yeniden 1 liraya düşürülmelidir.
Fiyatların düşürülmesi kaçak su kullanımının da önüne geçecektir. Tarımsal
sulamada üreticilerimizin karşı karşıya kaldığı sorunların başında ise elektrik fiyatları
gelmektedir. Özellikle fon, pay ve vergi dahil, 2017 yılı Aralık ayı itibarıyla 35,63
kuruştan elektrik alan üreticilerimiz 2019 yılı Aralık ayında yüzde 126,2’lik artışla
80,60 kuruştan elektrik kullanmak zorunda kalmıştır. 2020 Aralık ayı itibarıyla birim
fiyat ise 85,2 kuruştur. Üreticilerimiz mesken abone grubuna göre yüzde 16 daha
pahalı elektrik kullanmaktadır. Artan elektrik fiyatları üretimin sürdürülebilirliği için
büyük bir tehdit unsuru halinde gelmiştir. Tarımda girdi yükünün hafifletilmesi,
üretimin sürdürülebilir kılınması bakımından tarımda kullanılan elektrikte birim fiyatın
düşürülmesi büyük önem arz etmektedir. Üreticilerimizin verimli bir şekilde üretime
devam edebilmeleri bakımından, elektrik fiyatları makul düzeye çekilmelidir. Tarım
sektörünün stratejik önemi göz önüne alınarak, tarıma pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.
Birim fiyatın düşürülmesi bakımından; elektrikte uygulanmakta olan yüzde 18 KDV
tarımda kullanılan elektrikte yüzde 1’e indirilmelidir. Elektrik mutlaka desteklenmeli,
tarifede ciddi bir indirim yapılmalıdır. Aylık fatura düzenlenmesi üreticilerimizi sıkıntıya
sokmaktadır. Gerekli düzenlemeler yapılarak aylık fatura tahakkuku şirketlerin ihtiyati
kararı olmaktan çıkarılmalı, ürünlerin hasat dönemi dikkate alınarak, hasattan
hasada, yılda bir ya da iki kez olacak şekilde tahsilat yapılması sağlanmalıdır. Elektrik
borçları, üreticilerimizin hak ettiği desteklerden mahsup edilmek suretiyle tahsil
edilmektedir. Elektrik borçlarının desteklerden tahsil edilmesiyle ilgili uygulama
kaldırılmalıdır. Desteklerinin mahsup edilmemesi nakit ihtiyacı içinde olan
üreticilerimizi rahatlatacaktır. Üreticilerimiz abonelik işlemlerinde de sorun
yaşanmaktadır. Çok hissedarlı tarım arazilerinde abonelik işlemleri yapılamamakta,
abonelik işlemlerinin yapılabilmesi için hissedarların çoğunluğunun muvafakatnamesi
istenmektedir. Üreticilerimizin abonelik işlemleri kolaylaştırılmalıdır. Özelleştirilen
elektrik dağıtım şirketlerinin uygulamaları üreticileri zor durumda bırakmaktadır.
Üreticilerimiz muhatap bulmakta güçlük çekmektedirler. Üreticilerimiz karşısında
şirket avukatlarını bulmaktadır. Üreticilerimizin içinde bulunduğu durum göz önüne
alınarak, elektrik dağıtım şirketleri tarafından gerekli kolaylık sağlanmalıdır.
Değerli basın mensupları,
Sanayi devriminden sonra insanoğlu olarak doğayı koruyamadık. Suyu, denizi,
toprağı, havayı kirlettik. Atmosfere kaldırabileceğinin çok üzerinde sera gazı salınımı
yaptık. Sonuçta acı gerçekle, küresel iklim değişikliği ile karşı karşıya kaldık. İklim
değişikliği artık önlenemez bir hal aldı. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin
raporuna göre, sıcaklık artışlarının 2050 yılı için 2,5-3 derece civarında olacağı,
yüzyıl sonunda ise artışların 6°C’yi bulacağı öngörülmektedir. Günümüzde, 1°C’lik
sıcaklık artışının yarattığı etkilerin bu derece büyük olduğu dikkate alındığında,
6°C’lik sıcaklık artışının yaratacağı ekonomik, sosyal ve çevresel riskler, iklim
değişikliğini insanlık tarihinin karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden biri yapacaktır.
Aynı rapora göre, 3 derecelik sıcaklık artışları için 2050 yılı civarında yüzde 25-50
seviyesinde ürün verim kayıpları öngörülmektedir.
Değerli basın mensupları,
Raporlar bize şunu gösteriyor: Sıcak hava dalgaları, orman yangınları,
kuraklık, şiddetli yağışlar 2030’lu yıllarda daha da artacak. İklim değişikliğinden en
fazla etkilenecek bölgelerden biri Doğu Akdeniz Havzası’dır. Bu havzada yer alan
ülkemiz de pek tabii olarak küresel iklim değişikliğinin etkilerini yoğun bir şekilde
hissedecek. Küresel ısınma, kurak alanları ve çölleşmeyi artırıyor. 21 yüzyılda
kuraklıkların sıklık ve yoğunluğunun özellikle Akdeniz bölgesinde ve Güney Afrika’da
artacağı tahmin ediliyor. Bu durum, daha şiddetli su kıtlığı, daha fazla toprak
erozyonu, bitki örtüsü tahribatı, orman yangını, biyolojik çeşitlilik kaybı ve gıda arzının
riske girmesi anlamına geliyor.
Değerli basın mensupları,
Son yıllarda ülkemizde gittikçe artan doğal afetlerin iklim değişikliğinin bir
sonucu olduğunu yaşayarak görüyoruz. Gün geçmiyor ki, aşırı yağış, sel, fırtına,
hortum, dolu, don, kuraklık gibi doğal afetler yaşanmasın. Bir üretim sezonunda
neredeyse hepsini bir arada görebiliyoruz. İklim değişikliğinin etkisiyle, yaz, kış ve
bahar kavramları karışmaya başladı, mevsimler farklılaştı. Bu değişikliklere
dayanamayan bitki ve hayvan türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Sanki
ortaya iki mevsim çıktı, ılık geçen kışlar, sıcak geçen yazlar. Baharlar ortadan kalktı.
Bu yıl da özellikle, kuraklık, sel, fırtına başta olmak üzere çeşitli afetleri yaşamaya
devam ediyoruz. Artan bu afetlerden tarımın etkilenmemesi mümkün değildir.
Tarımsal faaliyetler, iklim şartlarına doğrudan bağlıdır. İklim değişikliği; kalite ve verim
düşüklüğüne, üretim maliyetlerinin artmasına, daha sıcak ve az yağışlı iklim
koşullarına, meteorolojik olaylarda artışa, sağlıklı kullanılabilir suya ulaşımın
zorlaşmasına, zararlılarda ve hastalıklarda artışa, ekolojik alanlarda kaymaya, bitkisel
çeşitliliğin azalmasına ve kültürel işlemlerde sorunlara neden olmaktadır. Kısacası,
dünya nüfusunun artmasına rağmen sağlıklı gıdaya ve suya ulaşımı
zorlaştırmaktadır. Tarım üstü açık bir fabrikadır. Kış demeden, kar demeden, yağmur
demeden, çamur demeden, soğuk demeden, sıcak demeden, gecesini de
gündüzüne katarak üretim yapan çiftçilerimiz, hemen hemen her türlü doğal afetle
karşı karşıya kalıyor. Baharda yaşanan don afeti, çoğu zaman meyvede tomurcuk,
çiçek, ürün bırakmıyor. Birçok üründe alışılmış hasat dönemlerinde değişiklikler
görülüyor. Bazı ürünlerde hasat daha erken başlarken bazılarında bir aya yaklaşan
gecikmeler oluyor. Fırtına, hortum son yıllarda hemen hemen her yıl Akdeniz
Bölgesinde seralara zarar veriyor. Bu ortamda, artan doğal afetlerin tarım sektörüne
verdiği zararların azaltılması, beklenen afetlere karşı önceden önlem alınabilmesi
artık daha önemlidir.
Değerli basın mensupları,
Türkiye’de bu yıl yaz yağışları ortalamaların altında kaldı. Bugünlerde
sonbahar yağışları yok gibi. Ülkemizin her yerinde bir yağış azalması görünüyor.
Barajlar ve göletlerde su seviyeleri, nehirlerde akış debileri düşmüş durumda. Yeraltı suları azalmış durumda. Su zengini bir ülke olmadığımız kesindir. Uzun vadede,
diğer sektörlerin ve konutlarında kullandığı toplam suyun yüzde 78’ini kullanan tarım
sektörü endişeli. Kısa vade de, sonbaharda ekilen, kuru tarımda bulunan ürünler su
bekliyor. Kuraklık böyle devam ederse, ilkbaharda ekilecek, suya daha çok ihtiyaç
duyan ürünlerde de sıkıntı yaşanacak. Genel olarak yerküreye yağan toplam
yağışlarda, çok fazla değişiklik olmasa da yağış rejiminin değişmesi büyük sorunlar
yaratıyor. Artık öyle bir durum oluştu ki yeni üretim sezonunda beklenen yağış bir
türlü gerçekleşmiyor. Tarımda kuraklık, bitkinin suya ihtiyaç duyduğu belirli bir kritik
dönemde yeterli toprak neminin olmamasıdır. Bu durum ürün veriminde önemli
kayıpları meydana getirmektedir. Türkiye’de kuru alanlarda yetiştirilen buğday, arpa,
kanola ve kırmızı mercimek gibi bazı temel ürünlerin kuraklıktan etkilenme sınırına
gelinmiştir. Temel ürünlerimizden, buğday, arpa ve mercimek tek başına toplam ekili
dikili alanlarının yüzde 56’sını teşkil etmektedir. Yani ekilen dikilen alanlarımızın
önemli bir kısmı kuru tarımdadır. Buğday, arpa, kanola, çavdar, yulaf, kırmızı
mercimek gibi ürünler kışlık olarak Ekim ve Kasım aylarında ekilmektedir.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Ülkemizde yeni bir tarım yılının
başladığı Ekim Kasım aylarında yağışlar genel olarak normalinden ve geçen yıl
yağışından az oldu. Ekim ve Kasım yağışları toplamı, Adıyaman ve Şanlıurfa, Doğu
Karadeniz sahil kesimi, Kocaeli, Sakarya ve İstanbul’un kuzeyi haricinde yurdumuzun
tamamında normallerinin altında gerçekleşti. Amasya, Tokat ve Kayseri çevrelerinde
azalış yer yer yüzde 80’lerin üzerine çıktı. En yüksek yağış 297 milimetre ile Rize’de,
en düşük yağış 18 milimetre ile Amasya’da gerçekleşirken, normallerine göre en
fazla azalma yüzde 82 ile yine Amasya’da meydana geldi. 2020 yılı Ekim ve Kasım
ayı toplam yağışı 56,4 milimetre olurken, normal yağış ortalaması 118,8 milimetre ve
geçen yılın aynı dönemine göre yağış ortalaması ise 58,3 milimetre oldu. Ekim ve
Kasım ayı toplam yağışlarında normale göre yüzde 53 ve geçen yıl yağışlarına göre
yüzde 3 azalma gözlendi. Ekim ve Kasım ayı toplam yağışları, tüm bölgelerde
normale göre azalma göstermiştir. Normaline göre, yağışlarda en fazla azalma yüzde
62 ile İç Anadolu bölgesinde gerçekleşmiş, bu bölgeyi yüzde 57 ile Akdeniz Bölgesi,
yüzde 56 ile Ege, yüzde 55 ile Doğu Anadolu Bölgesi, yüzde 48 ile Karadeniz
Bölgesi, yüzde 41 ile Güneydoğu Anadolu ve yüzde 40 ile Marmara Bölgesi
izlemiştir. Odalarımızdan aldığımız bilgilere göre; Trakya, Çukurova, İç Anadolu ve
Güneydoğuda çiftçilerimiz yağış beklemekte ve bazı bölgelerde hububatta verim
kaybı olacağı tahmin edilmektedir. Şu anda yağışların yetersizliğini sulama imkânı
olan çiftçilerimiz telafi edebilmektedir. Ancak bu durum maliyetleri artırmaktadır.
Çukurova’da sulama imkanı olan çiftçilerimiz sulama yapmakta, yer yer yüksek
kesimlerde ürünü sulama imkanı olmayan çiftçilerimiz ise yağış beklemektedir.
Tekirdağ’da çiftçilerimizin ekimi geç yapmasından dolayı hububat çıkışlarında sorun
gözükmemektedir. Edirne’de ise sulama imkanı olmaya çiftçilerimiz sıkıntı
yaşamaktadır. Özellikle Eskişehir, Konya, Aksaray ve Ankara’da hububat çıkışlarında
illere göre değişmekle birlikte yüzde 10-30 oranında kayıp söz konusudur. Yozgat’ta
ise bazı bölgelerde çıkışlar olmuş, yüksek kesimlerde ise ekilişler tamamlanmak
üzeredir. Önümüzdeki günlerde yağış olmaması halinde verimde kayıp artacaktır.
Makarnalık buğday üretiminde ön planda olan Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin’de
kırmızı mercimek, buğday ve arpada ekilişler tamamlanmak üzeredir. Önümüzdeki 10
-15 gün içerisinde yağış olması durumunda verim kaybı beklenmemektedir. 2020 yılı Ekim ayında ortalama sıcaklıklar yurdumuzun genelinde mevsim normallerinin
üzerinde gerçekleşmiştir. Uzun yıllar Ekim ayı ortalama sıcaklığı 15,2 derece iken,
2020 Ekim ayı 18,4 derece olarak gerçekleşmiştir. 2020 yılı Ekim ayı, uzun yıllar
ortalamalarının 3,2 derece daha üzerinde olup, son 50 yılın en sıcak Ekim ayı
olmuştur.
Değerli basın mensupları,
Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak biz de yaşanan doğal afetlerin tarım
sektörüne ve üreticilere verdiği zararları daha sıkı takip ediyoruz. Birliğimizce her yıl
üretim dönemi başlangıcından sonuna kadar; üreticinin karşılaştığı afetleri takip
ediyor, afet sonrası üretici ziyaretleri gerçekleştiriyor, neden olan zararlara ilişkin
hasar tespit çalışmalarına katılım sağlıyoruz. Doğal afetlerin yaşandığı bölgelerle ilgili
hazırladığımız raporları, Tarım ve Orman Bakanlığımıza ve ilgili diğer kurumlara
iletiyor, çiftçilerimizin mağduriyetine çözüm yolları arıyoruz. Doğal afetleri önlemek
mümkün değil ama doğal afetlerden en az zararla çıkmak mümkün. Bunun yolu da
beklenen afetlere karşı önceden önlem alınmasından geçiyor. Bu konuda Meteoroloji
Genel Müdürlüğü’nün yaptığı çalışmalar oldukça önemlidir. Meteoroloji Genel
Müdürlüğü’nün meteorolojik veri ve tahminlerinin tarımda daha etkin kullanımı, doğal
afetlerin oluşturacağı zararın azalmasını sağlayacaktır. Bizim amacımız da zararı
azaltmaktır. Bu zararı azaltmak için Birliğimiz ile Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz
işbirliğine gitti, yapılan protokolle; Meteoroloji Genel Müdürlüğü meteorolojik tahmin
ve uyarıları Birliğimize iletiyor, Birliğimiz de Oda Başkanlıklarımız aracılığıyla
çiftçilerimizle bu bilgileri paylaşıyor. Birliğimiz ve Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz
zirai meteorolojiyle ilgili eğitim çalışmaları yapıyor. Meteoroloji Genel
Müdürlüğümüzün meteorolojik uyarılarının ne anlama geldiği, nasıl kullanılacağı,
zarardan nasıl korunacağı çiftçimize öğretiliyor. Bu uyarılara karşı önlem alan
çiftçimiz, ürününü doğal afetlere karşı daha iyi koruyacaktır.
Değerli basın mensupları,
İklim değişikliği ve onun getirdiği tarımsal kuraklıkla mücadelede küresel
ölçekte yapılması gerekenler vardır. Tüm ülkeler iklim değişikliği ile mücadeleye
odaklanmalıdır. Emisyonların azaltılmasına yönelik politikalar ve çabalar etkili olsa
dahi, az da olsa iklim değişikliği kaçınılmazdır. Bu nedenle iklim değişikliğinin
etkilerini azaltacak stratejiler geliştirilmelidir. İklim değişikliği ve doğal afetlerin,
ürünlerin verim ve kalitelerine olumsuz etkileri göz önüne alınarak önlem alınmalıdır.
Tarımla ilgili tüm kesimlerini iklim değişikliği konusunda bilinçlendirilmesi için
çalışmalar yapılmalıdır. İklim değişikliği ve doğal afetlerin etkisini azaltmada, erozyon
kontrolü, sulama için baraj yapımı, doğru gübre kullanımı, yeni ürünlerin ortaya
çıkarılması, organik madde açısından toprak verimliliğinin iyileştirilmesi, ekim ve
hasat zamanlarında değişiklik yapılması, kuraklığa dayanıklı ürünlerin geliştirilmesi,
erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi çalışmalar yapılmalıdır. Toprağın ve
suyun yönetimine, korunmasına yönelik eğitim programları düzenlenmelidir. İklim değişikliğinin yavaşlatılmasında önemli faktörlerden birisi suyu tutan ormanlar, tarım
alanları ve meralar gibi kaynaklar korunmalı, amaçları dışında kullanılmamalıdır.